

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 02-05-2012
Saat: 23:03
TV programları izle, programı izle, islami rüya tabirleri, dizi izle, islami sohbet, chatislami sohbet ve dini sohbet |

Yazar: admin
Tarih: 1 Ekim 2010 / 22:08
MUSA ALEYHİSSELAM
Hazret-i Musa, Beni İsrail’den (İsraîl Oğullarından) İmran adındaki bir şahsın oğludur, Mısır’da doğmuştur. İsraîl Oğulları Mısır’da çoğalarak on iki kabileye ayrılmışlardı. Bunlara “Beni İsraîl Esbatı (İsraîl oğullarının torunları)” denirdi. Bunların böyle çoğalmaları, Mısır’ın eski halkı olan Kıptî’lerin hoşuna gitmiyordu. Onun için bunlara eziyet ediyorlardı.
Bir gün Mısır kâhinlerinden biri, Firavun’a (Kabus ibni Mus’ab adlı hükümdara) şöyle bir haber vermişti: “İsraîl Oğullarından gelecek bir çocuk, Mısır devletinin batmasına sebeb olacak.” Firavunda, İsraîl Oğullarının yeni doğan çocuklarını öldürmeye başlamıştı. İşte bu sırada Hazret-i Musa doğdu. Annesi, onu, Firavun tarafından öldürülmesin diye bir sandık içine koyarak Nil nehrine atmayı uygun buldu. Nil nehrinin kenara attığı bu sandığı Firavun’un zevcesi Asiye ele geçirip açtı. İçinden çıkan pek sevimli ve nurlu çocuğu çok sevdi ve onu kendisine evlâd edindi. Hazret-i Musa’nın annesi de, bir yolunu bularak, kendisini bu seçkin çocuğa süt anne tayin ettirdi.
Hazret-i Musa, kendisine düşman olacak Firavun’un sarayında besleniyordu. Bu, Yüce Allah’ın ibret alınacak pek büyük bir hikmeti idi.
Hazret-i Musa büyüdü. Bir gün İsraîl Oğullarından biri ile sokakta kavga eden bir Kıptî’ye bir tokat attı. Kıptî yere düşüp can verdi. Hazret-i Musa yaptığına pişman oldu. Firavun’dan korkarak Medyen şehrine çıkıp gitti. Orada Şuayb aleyhisselâm’ın kızı “Safura” ile evlendi. Bir süre sonra Mısır’a dönüp gitmek üzere zevcesi ile beraber yola çıktı. Giderken Tûr dağına uğradı. Orada Yüce Allah’ın hitabına kavuştu, kendisine peygamberlik verildi. Büyük kardeşi Harun’la Firavun’u dine çağırmaya Allah tarafından görevli kılındılar.
Hazret-i Musa’nın eli ay gibi parladı. Elindeki asa da, dilediği vakit büyük bir ejderha oluverirdi. Bunlar birer mucize idi. O zaman Mısır çevresinde büyücülük çok ilerlemişti. Firavun bu mucizeleri birer sihir (büyü) sanmıştı. Büyücüleri topladı. Bunlar Hazret-i Musa’ya meydan okudular. Fakat Hazret-i Musa’nın asa mucizesini görünce, büyücülerin hepsi iman ettiler. Bunun bir büyü olmadığını hemen anladılar. Çünkü bu asa bir ejderha kesilerek büyücülerin ortaya atmış olduğu hünerlerin hepsini yutmuştu. Eğer Hazret-i Musa’nın gösterdiği şey, bir gözbağcılık olsaydı, böyle yok etme üstünlüğü meydana gelemezdi.
Çekinmeden Rab olma davasında bulunan Firavun ile Mısır’ın eski halkı Kıptî’ler, Hazret-i Musa’nın bu mucezisini gördükleri halde, ne yazık ki, iman etmediler. Daha sonra bir gece, Musa aleyhisselâm İsraîl Oğullarını alıp Mısır’dan çıktı. Süveyş denizi bir mucize olarak yarıldı. On iki yola ayrıldı. İsraîl Oğullarının on iki kabilesi bu yollardan karşı yakaya geçtiler. Bunları izleyen Firavun ile onun ordusu suların tekrar kapanması üzerine boğulup gittiler. Yalnız Firavun’un cesedi, suların çarpması ile sahile atılmıştı. Kendi ölümlü varlığına güvenerek yaradanını unutmuş, Tanrılık davasında bulunmuştu. İşte böyle büyük bir gaflet içine düşen bir şahsın akıbeti büyük bir ibret levhası olmuştu.
Musa aleyhisselâm artık Firavun’dan kurtulmuş, İsraîl Oğulları ile beraber selâmetle denizi geçerek Tiyh sahrasına gelmişti. Onları burada bırakarak “Tur-i Sîna” denilen Tûr dağına gitti. Orada kırk gün kadar Yüce Allah’a ibadette ve yalvarışta bulundu. Mekândan ve zamandan münezzeh olan Yüce Allah’ın hitabına kavuştu. Kendisine Tevrat kitabı verildi.
Hazret-i Musa, Tur-i Sîna’dan Tiyh sahrasına dönünce, kavminin bir kısmını, Samirî adında birinin altından yapmış olduğu bir buzağıya tapar halde buldu. Buna çok üzülmüştü. Bunlar Harun peygamberin öğütlerini dinlemeyerek böyle bir sapıklık içine düşmüşlerdi. Sonra tevbe edip yaptıklarına pişman oldular.
Musa aleyhisselâm, Ken’an topraklarını, Arz-ı Mukaddes’i almak için Amalika ile savaşmak istiyordu. İsrail Oğulları ise savaştan kaçındılar. Böylece o mübarek peygemberin bedduasına uğrayarak kırk sene Tiyh sahrasında kaldılar. Aradan bir hayli zaman geçti. İsrail Oğullan arasında çölde büyümüş yiğitler yetişti. Hazret-i Musa bunları alıp Lût denizinin güney taraflarına götürdü. Daha ileriye giderek Amalika’dan Avc ibn Unk adındaki hükümdara savaş açtı. Şeria nehrinin doğu taraflarındaki beldeleri elde etti.
Hazret-i Musa, bir aralık gidip İbrahim aleyhisselâm’ın zamanından beri yaşayan veya Hazret-i İbrahim ile hicret eden kimselerin soyundan olan Hızır aleyhisselâm ile görüşmüş, ona verilen “Ledün ilmine (Allah’ın verdiği özel ilme)” şahid olmuştu.
Hızır aleyhisselâm’ın bir peygamber olduğunu ve kıyamete kadar yaşayacağını söyleyenler vardır. Zülkarneyn ile yolculukta bulunmuş, hayat kaynağına varıp ab-ı hayattan (ölmezlik suyundan) içmekle böyle uzun bir ömre kavuşmuş olduğu söylenmektedir. Bir kısım alimlere göre de, ölmüş bulunmaktadır. Zaten bu gibi büyük şahsiyetlerin ölümleri ile hayatları birdir. Onlar sonsuz ve yüksek bir hayata kavuşmuşlardır.
Musa aleyhisselâm rivayete göre, Kenan ili hududuna yakın bir yerde yüz yirmi yaşında olduğu halde vefat etmiştir. Hazret-i Âdem devrinin üç bin sekiz yüz altmış sekizinci yılına ve Mısır’dan çıkışlarının kırkıncı yılına raslar.
Hazret-i Musa’ya “Kelimullah” denir. (Yüce Allah, kendisi ile arada bir vasıta bulunmaksızın, niteliği bilinemeyen bir şekilde doğrudan doğruya konuştuğu için bu ismi almıştır.) Pek büyük bir peygamberdir. Dağınık bir halde yaşayan İsrail Oğullarını bir araya toplamış, onları esaret hayatından kurtarmış ve özgürlüğe kavuşturmuştu. Ne yazık ki, İsrail oğulları daha sonra zaman zaman yoldan çıkmış, gerçek dinlerini yitirmiş, tekrar esaretten esarete düşmüşlerdir
1.İzlemek istediginiz video klipleri yorumlarınızla belirtiniz.
2.Dinlemek İstediğiniz ilahileri yorumlarınızla Belirtiniz.
3.Biranda.Net islami sohbet ilginc videolar isLami Bilgi Forum Paylaşım imkanı sunulmaktadır.
4. Sizde bize katılın bilgilerinizi Paylaşın..
Yazar: admin
Tarih: 1 Ekim 2010 / 22:05
YUSUF ALEYHİSSELAM
Hazret-i Yûsuf, Yakub aleyhisselâm’ın oğludur. Hazreti Yakub’un on iki oğlu vardı. Fakat hepsinden çok Hazret-i Yusuf’u severdi. Onda başka bir güzellik, başka bir zekâ ve kabiliyet belirtisi vardı. Daha on iki yaşında iken, bir gece rüyasında, on bir yıldız ile güneşin ve ayın kendisine secde ettiklerini görmüştü. Bu rüyasını babası Hazret-i Yakub’a söyledi. O da, kıskançlık doğurmasın diye:
“Çocuğum! Bu rüyayı kardeşlerine söyleme,” dedi.
Hazret-i Yusuf’un kardeşleri, babalarının Yusuf hakkındaki sevgisini kıskanıyorlardı. Nihayet bir gün onu eğlence maksadı ile kıra götürüp kör bir kuyuya bıraktılar. Sonra gelip kuyudan çıkaran bir kafileye, kölemizdir diyerek sattılar. Eve döndükleri zaman da, babalarına:
“Yusuf’u kurt yedi” diye yalan söylediler.
Kafile, henüz on yedi yaşında bulunan Hazret-i Yusuf’u alıp Mısır’a götürdü. Orada Mısır’ın Azizi’ne (Maliye bakanı Kıtfır’a) sattı.
Yusuf aleyhisselâm çok güzeldi. Yüzünden-gözünden nurlar akardı. Kendisine önce hikmet ilmi, sonra da peygamberlik verilmiştir. Aziz’in zevcesi Zeliha’nın kendisine olan meylini, son derece iffet ve temizliğinden dolayı kabul etmemişti. Bunun üzerine iftiraya uğrayarak yedi sene zindanda kaldı. Sonra suçsuzluğu anlaşılarak zindandan çıkarıldı. Mısır’a Maliye Bakanı oldu. İffet ve temizliğinin mükâfatına kavuştu.
Hazret-i Yusuf zindanda iken, Amalika kavminden olan Reyyan İbni Velid adındaki Firavun’un (Mısır hükümdarının) aşçısı ile şerbetçisi de zindana atılmışlardı. Bunlar gördükleri birer rüyayı Hazret-i Yusuf’a anlatarak yorumlamasını istediler. Hazret-i Yusuf da bunlara, önce biraz öğüt verdi. Sonra da rüyalarını yorumladı. Bunlar bir zaman sonra Hazret-i Yusuf’un yorumuna uygun olarak zindandan çıkarıldılar. Biri, Firavun’a yine şerbetçi oldu. Diğeri de asıldı. Hazret-i Yusuf bir müddet daha zindanda kaldı. Sonra Mısır Hükümdarı da bir rüya gördü. Bunu kimse yorumlayamadı. Şerbetçinin uyarması üzerine Hazret-i Yusuf’a başvuruldu. Bu rüyaya göre, yeryüzünde yedi yıl bolluk, ondan sonra yedi yıl kıtlık olacak. Sonra da bir yıl halk pek ziyade varlık görecekti.
Hazret-i Yusuf’u zindandan çıkardılar. Mısır’ın Aziz’i vefat etmişti. Hazret-i Yusuf’u Mısır’a Maliye Bakanı tayin ettiler. Zeliha’yı da ona nikahladılar. Rivayete göre bu Hükümdar, Hazret-i Yusuf’a iman etmiştir.
Yusuf aleyhisselâm’ın emriyle bolluk senelerindeki fazla ekinler, başakları ile beraber ambarlarda biriktirildi. Sonra kıtlık yılları başladı. Artık insanlar bu ambarlara koşup duruyorlardı. Hazret-i Yusuf bu kıtlık günlerinde bazan aç kalırdı. Ona:
“Elinin altında bu kadar yiyecek bulunduğu halde, neden aç kalıyorsun?” denildiği zaman şu cevabı veriyordu:
“Aç kalanların hallerini anlayabilmek için!..”
Yusuf aleyhisselâm’ın kardeşleri de zahire almak için bir iki kez Kenan ilinden çıkıp Mısır’a geldiler. Sonunda Hazret-i Yusuf kendisini kardeşlerine tanıttı ve onlara şöyle söyledi:
“Yüce Allah, merhamet edenlerin en merhametlisidir, sizi bağışlar. Bana yapmış olduğunuz işden dolayı siz bugün kınanmayacaksınız.” Böylece onlara büyük bir ikramda bulundu. Muhterem babası Yakub aleyhisselâm ile annesini ve bütün kardeşlerini Mısır’a davet etti.
Yakub aleyhisselâm’ın artık sevgili oğluna kavuşması zamanı gelmişti. Zevcesi ve oğulları ile beraber Mısır’a şeref verdiler. Hazret-i Yusuf’un sarayında hepsi şükür secdesine kapandılar. Yusuf aleyhisselâm’ın evvelce görmüş olduğu rüya da böylece gerçekleşmiş oldu. Bu tarihten başlayarak İsrail oğulları Mısır’da yerleşip kaldılar.
Rivayete göre, Hazret-i Yakub Mısır’da on yedi sene kadar kalmıştır. Hazret-i Yusuf da, muhterem babasından sonra elli dört yıl daha yaşayıp yüz on yaşında vefat etmiştir. Daha sonra Hazret-i Musa, Mısır’dan çıkarken Hazret-i Yusuf’un mermer tabut içinde bulunan mübarek naşını da beraber çıkarıp götürmüştü. Kabri Hazret-i İbrahim’in gömülü bulunduğu mağaradadır.
1.İzlemek istediginiz video klipleri yorumlarınızla belirtiniz.
2.Dinlemek İstediğiniz ilahileri yorumlarınızla Belirtiniz.
3.Biranda.Net islami sohbet ilginc videolar isLami Bilgi Forum Paylaşım imkanı sunulmaktadır.
4. Sizde bize katılın bilgilerinizi Paylaşın..
Yazar: admin
Tarih: 1 Ekim 2010 / 22:02
HUD ALEYHİSSELAM
Hazret-i Hud, Yemen’de Hadremut civarında “Ahkaf denilen yerde yaşayan “Ad” kavmine peygamber gönderilmiştir. Şöyle ki: İnsanlar, Tufan felâketinden sonra yine azıtmışlar, yollarını sapıtmışlar, Allah’ın dinine aykırı işlere sarılmışlardı. Bunlardan bir kısmı da “Ad” kavmi idi. Bunlar, birçok nimetlere ve kuvvetlere kavuşmuş muhteşem binalar yapmış; fakat Yüce Allah’ın birliğini inkâr ederek putlara tapınmakta bulunmuşlardı. Kendilerine Hud aleyhisselâm gönderildi. Bu muhterem peygamber, birçok mucizeler gösterdi. Fakat inanmadılar. Nihayet yedi gün sekiz gün devam eden şiddetli bir rüzgâr ile helak oldular. Hazret-i Hud da, kendisine iman edenlerle beraber çıkıp başka tarafa gitti. Yüz elli sene yaşadığı ve Mekke-i Mükerreme’de veya Hadremut’ta gömüldüğü rivayet edilmiştir.
1.İzlemek istediginiz video klipleri yorumlarınızla belirtiniz.
2.Dinlemek İstediğiniz ilahileri yorumlarınızla Belirtiniz.
3.Biranda.Net islami sohbet ilginc videolar isLami Bilgi Forum Paylaşım imkanı sunulmaktadır.
4. Sizde bize katılın bilgilerinizi Paylaşın..
Yazar: admin
Tarih: 1 Ekim 2010 / 22:00
NUH ALEYHİSSELAM
Hazret-i Âdem’den sonra insanlar çoğalmış, bir çok yerleri imar etmiş; fakat Allah’ın birliğine dayanan gerçek tevhid dinini bırakıp putlara tapınmaya başlamışlardı. Kendilerine kırk veya elli yaşında bulunan Hazret-i Nuh aleyhisselâm peygamber gönderildi. Bu muhterem peygamberin dokuz yüz elli sene süren öğütlerini dinlemediler. Sonunda Hazret-i Nuh, Yüce Allah’ın emri ile gemi yaptı. Bu gemi tamamlandıktan sonra gökten yağmurlar yağmaya, yerden sular fışkırmaya, denizler kaynayıp taşmaya başladı, sular bütün yeryüzünü kapladı. Dağların tepelerini bile aştı. Buna “Tufan” olayı denir ki, rivayete göre Hazret-i Âdem’in yaratılışından “2242″ sene sonra olmuş, beş veya yedi ay devam etmiştir.
Nuh aleyhisselâm, Sam, Ham, Ham ve Yafes adındaki üç oğlu ile diğer mü’minleri ve uygun gördüğü hayvanlardan birer çifti gemiye almış, bunun dışında kalanlar suların içinde boğulup gitmişlerdir. Hazret-i Nuh’un Yam veya Ken’an adındaki oğlu da kendisine inanmayıp bu günahkâr kavim arasında boğulup gitmiştir.
Daha sonra yağmurlar kesilmiş, sular çekilmeye başlamış, Hazret-i Nuh’un gemisi de, Musul civarında “Cudî” denilen dağın üzerine Muharrem’in onuna raslayan “Aşura” gününde oturmuştu. Rivayete göre kırkı erkek kırkı dişi olmak üzere seksen kişiden ibaret bulunan gemi halkı karaya çıkmış, Yüce Allah’ın dinine bağlı kaldıkları için selâmete ermişlerdi.
Hazret-i Nuh’a ikinci Âdem denir. Çünkü yeryüzündeki insanlar Tufan’dan sonra bütün onun neslinden türeyip yeryüzüne dağılmış, aralarında başka başka diller meydana gelmiştir.
Rivayete göre Hazret-i Nuh’un oğlu bulunan Sam, Arabların, Parsların, Rumların, Ham Sudan kavminin, Yafes de Türklerin ilk babasıdır.
Hazret-i Nuh Tufan’dan sonra altmış sene veya üç yüz elli sene kadar daha yaşamıştır.
Nuh aleyhisselâm ve diğer kimselerin çok uzun seneler yaşamış oldukları çok görülemez. Yüce Allah ilk insanları, hikmeti gereği çok yaşatmıştır. Allah’ın kudretine göre güçlük yoktur. Zaten varlığımızın her anı onun kudreti ile ayaktadır. Yoksa bir an bile yaşamak mümkün değildir. Onun için Yüce Allah dilediğini uzun ömre kavuşturur. Artık bu seneleri ay ve mevsimlere çevirmeye gerek yoktur.
Tufan olayına gelince, bu alimlerin çoğunluğuna göre genel olmuştur. Bütün yeryüzünü kapsamıştır. En yüksek dağların tepelerinde görülen deniz hayvanlarının fosilleri de bunu kuvvetlendiriyor. Bazı alimlere göre de, özel bir bölgede olmuştur. Yalnız Hazret-i Nuh’un bulunduğu Babil bölgesine ve etrafına aittir. Gerçeğini Allahü Teâlâ Hazretleri bilir.
1.İzlemek istediginiz video klipleri yorumlarınızla belirtiniz.
2.Dinlemek İstediğiniz ilahileri yorumlarınızla Belirtiniz.
3.Biranda.Net islami sohbet ilginc videolar isLami Bilgi Forum Paylaşım imkanı sunulmaktadır.
4. Sizde bize katılın bilgilerinizi Paylaşın..
Yazar: admin
Tarih: 30 Eylül 2010 / 23:38
Öğle Namazları
Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet “Bugünkü öğle namazının ilk sünnetine” diye yapılır. Bir de bunda ikinci rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka’de) olduğundan bu oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunur. Sonra “Allahu Ekber” deyip ayağa kalkılır. Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat için “Allahu Ekber” denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka’dedir. Bunda da Tahiyyat okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup, yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet kılınmış olur.
Öğle Namazının Dört Rekat Farzına Gelince: Sünnetten sonra namaza aykırı bir iş yapmadan ayağa kalkılır. İkamet getirilir. O günkü öğle namazının farzını kılmaya niyet edilir. Eller yukarıya kaldırılarak “Allahu Ekber” diye tekbir alınır. İlk iki rekatı sabah namazının iki rekat farzı gibi kılınır. Ancak bu iki rekattan sonraki oturuş, birinci ka’de olduğundan bunda yalnız “Tahiyyat” okunur. Ondan sonra “Allahu Ekber” denilerek üçüncü rekata kalkılır. Yalnız Besmele ile Fatiha okunur. Anlatıldığı gibi rükû ve secdelere varılır. Sonra “Allahu Ekber” diyerek dördüncü rekata kalkılır. Besmele ile yalnız Fatiha suresi okunarak rükû ve secdelere gidilir. Sonra oturulur. Bu oturuş son ka’dedir. Bunda “Tahiyyat” okunduktan sonra “Salli ve Barik, Rabbenâ âtinâ” duaları okunur ve iki tarafa selam verilir. Böylece öğlenin farzı bitmiş olur.
Öğlenin farzında okunacak ayetler, sabah namazında okunacak mikdardan daha az olur.
Öğlenin Son İki Rekat Sünnetine Gelince: Bu da, “Bugünkü öğle namazının son sünnetini kılmaya” diye niyet edilip tamamen sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu son sünneti dört rekat kılmak müstahabdır. O zaman ya her iki rekatta bir selam verilir veya dört rekatın sonunda selam verilir. Dört rekat sorumda selam verilince, ilk oturuşta yalnız “Rabbena atina” duası okunmaz. Üçüncü rekat için tekbir alınarak ayağa kalkınca yine “Sübhaneke” okunur. Sonra bu son iki rekat evvelki iki rekat gibi kılınır.
Yalnız başına namaz kılan kimse, öğle namazlarının hem sünnetlerinde, hem de farzında kıraati, tekbirleri, tesbih ve tahmidleri gizlice yapar.
1.İzlemek istediginiz video klipleri yorumlarınızla belirtiniz.
2.Dinlemek İstediğiniz ilahileri yorumlarınızla Belirtiniz.
3.Biranda.Net islami sohbet ilginc videolar isLami Bilgi Forum Paylaşım imkanı sunulmaktadır.
4. Sizde bize katılın bilgilerinizi Paylaşın..